Künye / İletişim / Sitene Ekle
19 Mayıs 2012 19:12

Ailenin karneye bakışı nasıl olmalı? haberi - Realist Haber

ANASAYFAYA DÖN
25 Ocak 2011 Salı Saat 10:35
Ailenin karneye bakışı nasıl olmalı?
İlk dönemin karnelerini almaya birkaç gün kaldı. Öğrenciler ve çocuklarıyla ilgili aileler karnelerde hangi notların geleceğini az çok tahmin ediyor. Aileler iyi veye kötü karneler için nasıl bir tavır sergilemeli?

İyi karne mutlu bir son değil mutlu bir başlangıç olmalı, öğrenci ve aile bu sevinçle yeni planlar yapmalıdır. Kötü karnenin karşılığı ise, "Başarısız, tembel" gibi sözler olmamalı, çocuk sürekli "ders çalış" baskısı altında tutulmamalıdır.

Can ve Emre aynı sınıfta, karneleri zayıf iki öğrencidir. İkisi de karneleri ellerinde, üzgün bir halde evin yolunu tutarlar. Fakat tatilden dönüşleri farklı olur. Emre ümit ve neşe dolu, Can ise karamsar haldedir. Bu durum öğretmenin dikkatini çeker ve merak edip araştırır. Can eve vardığında, ailesi karneyi kabullenemez, "o kadar emek verdik, üzerimize düşeni yaptık, sen ne yaptın, karşılığı bu mu olmalıydı!" diyerek azarlar, sürekli "başarısız, tembel" diye hitap eder. Aklı başına gelsin diye bu tavrı tatil boyunca sürdürür, devamlı ders çalıştırılır. Fakat sonuç daha kötü olur.

Emre'nin ailesi karneye bakar, "bir şeyler eksik galiba, yoksa sen bu zayıfları getirecek bir insan değilsin. Beraber düşünelim, eksikleri bulmaya çalışalım, ikinci dönem okula daha donanımlı gider, bu zayıfları kurtarırsın. Sana güveniyorum" der. Böylece Emre'nin üzerinden koca bir yük kalkar ve rahatlar, durumunu sakince düşünerek değerlendirir ve verimli bir tatil geçirir. İkinci dönem bambaşka ve başarılı bir Emre olur.

Karne zayıfsa ne yapılmalı?

1. Sorunu kabullenelim: Sorunun varlığını kabul edenler, en zor ve çetrefilli sorunları çözer. Kabul etmeyenler, en kolay sorunlar karşısında perişan olur. Çünkü sorumluluk almak ve bedel ödemek istemezler. Zayıf karne de, ailede ve öğrencide sorunların varlığına işarettir. Öğrenci, doğru çalışma yöntemlerini bilmiyor, kendini ifade edemiyor olabilir veya çalışma şuurunda olmadığı için, tembellik edip çalışmıyor olabilir. Aile, yeterince ilgilenmemiş, takip etmemiş olabilir. Önce aile kendi hata ve eksiklerini kabullenirse, öğrenci de kendi hata ve eksiklerini daha kolay kabul eder.

2. Öğretmeniyle görüşelim: Notları veren öğretmen, zayıf notların sebeplerini de bilir. Karneyi, öğretmene danışarak değerlendirmek, daha gerçekçi, yapıcı ve sonuca götürücü olacaktır.

3. Kişiliği değil, karneyi kritik edelim: Suçlayıcı, rencide edici yaklaşımlar, "başarısız, tembel" gibi etiketleyici sözler kişiliği yıpratır. Kişiliği yıpranan bir öğrenci karne başarısızlığını düşünemez, duygusallığa gark olur ve bütün enerjisini kendini savunmaya harcar. Bu yüzden "usul asıldan önce gelir" kaidesi çok önemli. Yani asıl olan karne başarısızlığıdır, fakat ona yaklaşma usulümüz önceliğe sahiptir. Bu yüzden açık veya ima ile suçlayıcı ifadelerden uzak durulmalı, hatta yanlış anlayıp suçluluk hissetmemesi için de dikkatli olunmalı ki, ümidini kaybetmesin ve cesareti kırılmasın.

4. Karnesi iyi arkadaşlarıyla görüştürelim: Yarıyıl tatilinde ailelerinin de yardımıyla birlikte olabilir, baş başa kalıp sohbet edebilirler. Birbirinin nasıl başarılı olduğu, nasıl ders çalıştığı, nasıl not aldığı, sınavlara nasıl hazırlandığı vb. konularda fikir alışverişinde bulunabilirler.

5. Değerli olduğunu hissettirelim: En büyük motivasyon kaynağı, bir insana değer vermek ve bunu hissettirmektir. Nice müstesna insanlar hocasının, annesinin veya babasının değer vermesiyle, kendisinin bile hayal edemeyeceği seviyelere ulaşmıştır.

6. Çevre baskısından koruyalım: Tatil boyunca, akrabalar ve komşular karşılaştığı her öğrenciye karneyi sorar, zayıf karneye sahip çocuklara "başarısız, adam olmaz" gözüyle bakarlar. Bunu kendi aralarında da konuşurlar. Eğer aile çocuğuna sahip çıkmazsa, bu olay çevre baskısına dönüşür ve öğrenci içine kapanır. Cesareti büsbütün kırılır, kendisini değersiz hisseder, başarma inancını kaybeder.

YORUMLAR - YORUM YAZ - HABERİ YAZDIR      
Bu habere henüz yorum yapılmadı. Bu haberde ilk sözü siz söyleyin!

DİĞER HABERLER

YORUMCU: emre ksk
YORUMCU: ADSIZ
YORUMCU: süleyman
YORUMCU: metin
YORUMCU: Evrim TEKELİ
Zamanımızdaki evliliklere baktığımızda gerçekten de boşanma oldukça fazla ve ben kendi anne babama ve çevremdeki tanıdıklarımın evliliğine baktığımda görücü usulü dediğimiz evliliklerde bir sorun yok.Daha doğrusu sorun yok demeyeyim sorunsuz evlilik olmaz ancak boşanmalar yok.Şu ana birbirine çok aşık olan birkaç sene birlikte olan daha sonra evlenen çiftlerde ise mutsuzluk fazla ve sonrasında boşanma. Acaba mantık evliliği dediğimiz evlilikler mi olmalı? ya da istek ve evlilikten istenen talepler gittikçe mi artıyor?Örneğin oğlu için kız bulmak isteyen annelere baktığımda belirli kriterleri var. Oğlundan 3 yada 4 yaş küçük olacak, kumral olacak, minyon tipli ve çok güzel olacak ,öğretmen olacak, atanmış öğretmen olacak, daha önce bir nişanlılık dönemi yaşamayacak yada erkek arkadaşı olmamış olacak ve oğlu matematik öğretmeni olduğu için aradığı gelin adayı da kimya, matematik yada ingilizce öğretmeni olacakmış. Bu anlattığım bir tanıdığım. Büyük uğraşlar sonucunda istenilen gelin adayı bulundu ve güzel bir düğünün ardından iki ay geçti ve şiddetli geçimsizlikten boşandılar. Neden istekler bu kadar fazla? bilemiyorum ve bende merak ediyorum.Eskiden evlenenlerin bir evi olmadığı gibi doğru düzgün bir eşyaları da olmazmış ama çalışıp çabalayarak herşeyi olanlar var.Şu an ise evi, arabası ve evdeki herşeyi dört dörtlük olan çiftler mutlu değil.Belkide ulaşmak istekleri, sahip olmak istedikleri birşey kalmayanlar birbirleriyle uğraşıyor.
(C) 2008-2011 Realist Haber Hakkımızda (Künye) - İnsan Kaynakları - İletişim # Ana Sayfam Yap # Sık Kullanılanlara Ekle
Ana Sayfa - GÜNCEL - SİYASET - EKONOMİ - YAŞAM - SPOR - EĞİTİM - DÜNYA - SAĞLIK - BİLİM - KÜLTÜR
Sudi Özkan Belarus - Emine Ün - Acun Ilıcalı - Sevgi Sakarya - Sinem Kobal - Yasemin Ergene - Mehmet Ali Erbil - Funda Arar - Atilla Atasoy - Kaya Artemis -
FOTO GALERİ / VİDEO GALERİ / TÜM MANŞETLER / GAZETELER / RÖPORTAJLAR / BİYOGRAFİLER