Künye / İletişim / Sitene Ekle
19 Mayıs 2012 20:41

Tiyatroya hoş geldiniz! / Can DÜNDAR - Realist Haber
ANASAYFAYA DÖN
26 Ocak 2012 Perşembe Saat 12:07
Tiyatroya hoş geldiniz!
Can DÜNDAR / can.dundar@e-kolay.net

İki polis, genç karı kocanın evini basıp arama yaptı.
Onları “Ergenekoncu”luk suçlamasıyla gözaltına aldı.
Elde delil yoktu, bir tanık ifadesiyle dava açıldı.
Hâkim, savunmaya kulak asmadı.
Basın ise cezayı çoktan kesmişti bile...
O dava, hukukun ayaklar altına alındığı, karanlık bir dönemin simgesi olarak tarihe geçti.
* * *
Tanıdık değil mi?
Yukarıdaki öyküdeki “Ergenekoncu” sözcüğünün yerine “Sovyet ajanı” yazın; işte size Rosenbergler davası...
 Çok da değil, 60 yıl önce, 1950’lerin başında komünizme karşı cadı avı sürdürülen soğuk savaş Amerika’sında sosyalist Rosenbergler, Sovyet ajanı diye suçlanıp idam edilmişti.
Orhan Alkaya, bu trajediyi isabetli bir zamanlama ve son derece yaratıcı bir tasarımla sahneye taşıyor.
Oyunu bugünün gözlükleriyle izlerseniz, Silivri’de Nedim Şener’in duruşmayı izlemeye gelenlere neden “Tiyatroya hoş geldiniz” dediği çok daha iyi anlaşılıyor.
* * *
İktidarın baskısı, polisin pervasızlığı, ihbarcıların çıkarcılığı, kanıtların zavallılığı, basının kışkırtıcılığı, hâkimin yanlılığı, savcının vicdan azabı...
Sanki aynı oyun, 60 yıl sonra Türkiye’de sahneye konuyor.
Julius Rosenberg’in sözleri hem ibret, hem ümit verici:
“Kendileri gibi düşünmeyen herkesi susturmak için bizi hedef seçtiler. Ama halk, elbet kendisini yanlış yola sevk edenleri başından defedecektir.”
* * *
Öyle de oldu. McCarthizmin bütün o cadı avcıları defedildi.
Türkiye’de de bugünkü hukuksuzluğu yakında utançla hatırlayıp oyunlaştıracağız kuşkusuz...
Oyundaki gibi, bazı savcıların uykusu kaçacak. Bazı polisler sanık, bazı spikerler pişman, bazı mahkûmlar kahraman olacak. Ama adalet, er geç yerini bulacak.

 

Niye yazmadık?
Star’da Ergun Babahan, 2002’de yazdığım bir yazıyı hatırlatarak “çifte standart”ı ima etti.
O yazıda Ecevit’in hastalığını neden köşeme taşımadığımı açıklarken bir etik meseleye değinerek demiştim ki:
“Kalbimin sesi bana, ‘İnsanların zaaflarıyla oynama’ diyor.”
10 yıl sonra bugün de tüm kalbimle bu sözün arkasındayım.
O gün Başbakan Ecevit’in hastalığına ilişkin dedikoduları yazmadığım gibi, bugün de Başbakan Erdoğan’ın sağlığıyla ilgili spekülasyonlara hiç girmedim.
Burada bir tutarsızlık veya çifte standart var mı?
* * *
Erdoğan’ın hastalığı gündeme gelince, “Ecevit’in günahı neydi” diye yazdım; çünkü asıl çifte standart, ona uygulandı.
Bir Başbakan ameliyat olmuşsa, elbette sağlığı konusunda kamuoyunun resmi raporlarla bilgilendirilmesi gerekir.
Ecevit’in ameliyatında bu yapıldı; Erdoğan’da yapılmadı.
Ama Erdoğan için tek satır yazamayan medya, Ecevit’in mahremiyetini didik didik etmekten çekinmedi.
O kadar ki 2005’te Sabah’ın başında olan Ergun Babahan, gazetesinin “Ecevit’in ölmek üzere olduğu”na dair manşetini, “geçmişin kötü huyları ve yanlışları” arasında saydı.
Bugünün iktidar yanlıları ise, Başbakan’ın “Kanser değilim” açıklamasını bile kullanmadılar.
İnanmayan, 20 Ocak tarihli malum gazetelere baksın;
Ecevit dönemiyle kıyaslasın ve söylesin:
Hangisi “kötü huy”?
Hangisi tutarlılık?

YORUMLAR - YORUM YAZ - YAZIYI YAZDIR      

Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. Bu yazı için ilk sözü siz söyleyin!

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR
SONDAKİKA HABERLER!

YORUMCU: emre ksk
YORUMCU: ADSIZ
YORUMCU: süleyman
YORUMCU: metin
YORUMCU: Evrim TEKELİ
Zamanımızdaki evliliklere baktığımızda gerçekten de boşanma oldukça fazla ve ben kendi anne babama ve çevremdeki tanıdıklarımın evliliğine baktığımda görücü usulü dediğimiz evliliklerde bir sorun yok.Daha doğrusu sorun yok demeyeyim sorunsuz evlilik olmaz ancak boşanmalar yok.Şu ana birbirine çok aşık olan birkaç sene birlikte olan daha sonra evlenen çiftlerde ise mutsuzluk fazla ve sonrasında boşanma. Acaba mantık evliliği dediğimiz evlilikler mi olmalı? ya da istek ve evlilikten istenen talepler gittikçe mi artıyor?Örneğin oğlu için kız bulmak isteyen annelere baktığımda belirli kriterleri var. Oğlundan 3 yada 4 yaş küçük olacak, kumral olacak, minyon tipli ve çok güzel olacak ,öğretmen olacak, atanmış öğretmen olacak, daha önce bir nişanlılık dönemi yaşamayacak yada erkek arkadaşı olmamış olacak ve oğlu matematik öğretmeni olduğu için aradığı gelin adayı da kimya, matematik yada ingilizce öğretmeni olacakmış. Bu anlattığım bir tanıdığım. Büyük uğraşlar sonucunda istenilen gelin adayı bulundu ve güzel bir düğünün ardından iki ay geçti ve şiddetli geçimsizlikten boşandılar. Neden istekler bu kadar fazla? bilemiyorum ve bende merak ediyorum.Eskiden evlenenlerin bir evi olmadığı gibi doğru düzgün bir eşyaları da olmazmış ama çalışıp çabalayarak herşeyi olanlar var.Şu an ise evi, arabası ve evdeki herşeyi dört dörtlük olan çiftler mutlu değil.Belkide ulaşmak istekleri, sahip olmak istedikleri birşey kalmayanlar birbirleriyle uğraşıyor.
(C) 2008-2011 Realist Haber Hakkımızda (Künye) - İnsan Kaynakları - İletişim # Ana Sayfam Yap # Sık Kullanılanlara Ekle
Ana Sayfa - GÜNCEL - SİYASET - EKONOMİ - YAŞAM - SPOR - EĞİTİM - DÜNYA - SAĞLIK - BİLİM - KÜLTÜR
Aziz Yıldırım - Funda Arar - Acun Ilıcalı - Atilla Atasoy - Sevgi Sakarya - Yasemin Ergene - Sudi Özkan Belarus - Kaya Artemis - İbrahim Tatlıses - Mehmet Ali Erbil -
FOTO GALERİ / VİDEO GALERİ / TÜM MANŞETLER / GAZETELER / RÖPORTAJLAR / BİYOGRAFİLER